30 Mayıs 2011 Pazartesi

İsmen Transferler Başladı …

Takımımızın Giray Bulak’ı teknik adam olarak getirerek hedefini net bir şekilde ortaya koyduğu önümüzdeki sezon için bu hedefe uygun oyuncularla anlaşılmaya başlandı. İlk resmi olarak açıklanan isim küme düşen Konyaspor’dan Mehmet Sedef. Kendisi bonservisi elinde olduğu ve sol bekteki büyük sıkıntı için tercih edildi diye düşünmekteyim. Mehmet Sedef’in gelmesine kendi adıma sevindim. Bunun birinci sebebi sol bek oynaması durumunda takım için büyük facia olan Murat Kalkan’ın ilk 11’e girememesi. İkinci nedeni ise hedefimizin küme olduğu bu sezonda bizi hedefe götürebilecek ve bunun tecrübesini de yaşamış bir isim olması. Hedefe giden yolda Mehmet Sedef’e hoşgeldin diyoruz.


Mustafa Pektemek’in transferi karşılığında basında yer alan Ali Küçik ismi henüz resmiyet kazanmadı ve sonradan pürüzlerin olduğu söylendi. Kendisini izlediğim kadarıyla söylersem gelişimi için uzun seneler var daha. Bu transfer olursa o da Mehmet Sedef gibi küme düşmüş takımda bulunmasından ve yaşının da gençliğinden dolayı hedefe giden yolda yardımcı olacak diğer bir isim olarak kadromuza katılacak. Diğer konuşulan bir isimde Mustafa’nın yokluğunu doldurmak için düşünülen Metin Akan. Yıllar önce bizde oynayan Okan Öztürk’e benzettiğim Metin Akan’da sahada gezinen ama şansı bol olan santraforlardan birisidir. Hiçbir zaman beğenmediğim bir oyun tarzı olan Metin’in de diğer iki futbolcuyla ortak özelliği küme düşme duygusunu daha önce Manisaspor formasıyla yaşamış olması. Biri kesin olmak üzere diğer iki transferin ve Giray Bulak faktörünün etkisiyle hedefe kararlı bir şekilde yürüyoruz.

Yukarıdaki sebeplerden dolayı takımımın transfer anlayışına hiç kızmıyor aksine seviniyorum. Duayen diye bahsedilen şahsın artık ulusal olarak da hak ettiği değeri görmesi için, daha futbola yatkın, endüstriye uyum sağlamayı bilen, akıl ve bilinç dolu isimlerle yeni bir sayfa açmak için, bu taraftarın yıllardır çektiği eziyetlerin bitmesi için, taraftarın suskunluğunu patlatmaya belki de yardımcı olabilmek için bizlerin büyük kısmının da düşündüğü gibi kümeye Gençlerim. Biz sonuna kadar arkandayız bu yolda.

27 Mayıs 2011 Cuma

Paralar, Paralar …

İlhan Cavcav bu zamana kadar en iyi bildiği ancak uzun zamandan beri yapamadığı için unuttuğu ve bu transferlerde de unuttuğunu gösterdiği para transferiyle kendi tabiriyle 7,5 milyon avroyu kasasına götürdü. Karşılığında ise takımımızın en iyi iki Türk futbolcusu Mustafa Pektemek ve Orhan Şam’ı verdi. Kendine göre kılıfını ise birkaç gün öncesinden hazırlamıştı zaten. Denge politikası denilen ve futbolcuları elde tutamadığından şikayet eden Cavcav göndermekten başka çarem kalmıyor diye neden yaptığını anlatmaya çalışan açıklamalarını basına sunmuştu. Burada bir nokta daha belirtmek gerekirse bilenler bilir Cavcav’ın bahaneleri sınırsızdır. Neden şampiyonluğa giden takım olamama sorusu sorsanız soruyu soranı çıkarabilir neden olarak ve çok haklı gibi gösterir kendini. O bakımdan bu transferlerde de yine çaresizlikten imajı vermeye çalışsa da nedeninin vizyon eksikliği olduğunu tüm kamuoyu iyi biliyor.

Yukarıda da belirtmiş olduğum üzere Mustafa ve Orhan Gençlerbirliği kadrosunun en yetenekli Türk futbolcularındandı. Bu iki oyuncunun gidişiyle beraber zaten belli bir çıtası olmayan takımımızın hali daha da kötüleşmiş oldu. İçinde bulunduğumuz sezon transfer sezonu, elbette takımımızda her sezon yapmış olduğu gibi bol sayıda transfer yapacaktır kadromuza. Bunun için aslında yeterli kaynakta oluşmuş durumda daha önce hiç olmadığı kadar ama bu kaynak transferde kullanılır mı, kullanılırsa bile gerekli ve kaliteli isimler olur mu sorusuna imkansız cevabı verilecek kadar ümitsiziz. İmkansız olan bu durum gerçekleşse dahi onları oynatacak isim Giray Bulak olacağı için sonuçta bir değişme olmayacak. Kısaca olan şey Gençlerbirliği’ne kötü olacak. Bu transferler sonucu Mustafa ve Orhan’a başarılar, başkan ve yönetimimize akıllarının çalışacağı günler diliyorum.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Ciğer Kediye Emanet


Son sezonlarda ismimizin sürekli küme düşme adayları arasında yer alması ve bitirdiğimiz bu sezonunda yine aynı şekilde geçmesi İlhan Cavcav ve yönetimini tatmin etmedi ve artık bu olaya son noktayı koymak isteyerek takımı Giray Bulak’a bıraktılar. Takımımızı her geçen yıl daha geriye götüren bu ekip küme düşme adayları arasında bize sağlam bir yer ayırmış oldu böylece. İtibarımızın gün geçtikçe eridiği dönemlerden sonra ölümün eşiğine geldik. Bize yakışan artık düşmek olmalı.

Giray Bulak, tabiri yerindeyse her takım taraftarı için futbolun istenmeyen kişisi. 20 yıllık antrenörlük geçmişinde oldukça takım çalıştırmış ve genel olarak hepsinde başarısız olmuş bir kişi. Uzun kariyerinde lig sıralamasında gördüğü en yüksek derece 5. lik. Zaten her dönemin iddialı takımlarından olan Trabzonspor ve UEFA Kupa’sında 4. tura kadar yükselmiş Denizlispor’u devraldıktan sonra geçirdiği sezonlar hariç kariyerinde hep dipleri görmüş. Bu yıllarında küme düşmesinde büyük pay sahibi olduğu takım sayısı da oldukça fazla. Kim bilir bunlara bir halka daha ekler ve bu da biz oluruz.

Görüldüğü gibi CV’si oldukça etkili Giray Bulak’ın. Bunu gören başkan ve yöneticiler fırsatı kaçırmamış ve hemen imzayı attırmayı başarmışlar Giray Bulak’a. Giray Bulak özellikle sezonun başlarında tribünümüzden, başkan ve yönetime yakın koltuklardan hiç ayrılmayıp kendini fazlasıyla göstermiş ve geliyorum sinyalini vermişti. Hayaller gerçeğe dönüştü ve artık takımımızı emanete bıraktık. Bu güzel filmin sonu acıklı olacak, şimdiden oluşan merakları dindirelim.

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Kayıp Bir Sezonun Ardından…

2010-2011 sezonunu 14. sırada tamamlamış bulunuyoruz. Sezon öncesi kadro durumumuza baktığım zaman yerimizi orta sıralarda 8 ila 12. lik arası bir yerde öngörmeme rağmen puan olarak bu noktadan fazla sapmasak da sıralama olarak çok aşağıda kaldığımızı söyleyebiliriz. Aslında pek fazla fark eden bir durumda yok, tepelerde değilsen her nokta aynı anlamı veriyor. Kötü plan program neticesini bu sezonda göstererek taraftar olarak bizleri şaşırtmadı.

Sezon öncesinden sonuna kadar yaşanan gelişmeleri kısaca derlersek eğer önceki sezondan kalma teknik direktör Thomas Doll ile yola başladık. Kendisi yaz dönemini kişisel uğraşları için geçirdiğinden takımın transferleri ve hedefini belirleyemedi, isteksiz davranışları da eklenince başarısız sonuçlar neticesinde kovularak Türkiye’ye veda etti. Doll döneminde yaşanan sıkıntılar sadece başarısız sonuçlar olmayıp takım için önemli futbolcularında uzun süreli sakatlıkları bu dönemin dikkate değer gelişmeleri arasındaydı.

Doll’ün gönderilmesinin ardından yerini yardımcısı Ralf Zumdick aldı. Ralf’in takımın başına geçmesi bizler için sürpriz oldu, sebebinin ise istediği tazminatın kulüp tarafından verilmeyişi olduğu bilgisi daha fazla şaşırttı bizleri. Takımın emanet edileceği ismin çok cüzi miktardaki tazminatın verilmek istenmemesinden dolayı takımın başına gelmesi bizden başka kaç kulüpte olur bilemiyorum. Kendisinin bile beklemediği şekilde takımın başına geçen Ralf döneminin başlarında sakatlıklar doruk noktasına ulaşmış ve takımın kötü gidişi devam etmişti. İlk yarı sona ererken kümenin ciddi adayları arasında yerimizi almıştık. İkinci yarı öncesinde yapılan birkaç transferin olumlu sonuç vermesi ve sakatlıkların dönmesiyle takım ilk yarıya oranla daha iyi bir görüntü verirken alt sıralarda yer alan takımların aldıkları kötü neticeler sonrası küme düşme hattından uzaklaşmaya başladık. Bu dönemde bizleri en mutlu eden gelişme Türkiye Kupası’ndaki ilerleyişimizdi. Bundaki en önemli etken takımın başarısı değil iyi bir kura çekmemiz olmuştu. Final için çok umutlu olmamıza rağmen hiç beklenmedik bir şekilde yarı finalde elenerek kupada da hüsrana uğradık. Aynı dönemde ligde kalmamız kesinleşince zaten öylesine teknik adam sıfatı verilen Zumdick’le yollar tamamen ayrıldı ve yine ilginç bir şekilde takımın başına onun yardımcısı M.K. geçirildi. M.K. kulübün tepe kesimine olan yakınlığı ve sonsuz saygısıyla bilinen bir şahıs. Kendisi taraftarlar olarak pek sevilmeyen, hoş karşılanmayan ve hatta sürekli tepki verilen birisi olmasına rağmen yönetim kesimine olan saygısı neticesinde kulüpte çeşitli görevler alan birisi. Son işi de alt liglerde bile yapamayacağı bir iş olan teknik direktörlük oldu bu sayede. Sezonun kalan 4 maçında takımla birlikte sahaya çıkan M.K. basına yapmış olduğu çelişki dolu ve saçma sapan açıklamalarında yeri sağlammış gibi gösteriyor kendini. Yeni sezonda ismi geçen birçok gereksiz şahıs yanında onlar kadar ve hatta belki de daha fazla gereksiz olan bu şahsın akıbeti önümüzdeki günlerde belli olacaktır. Bizim isteğimiz ise bu ismin Gençlerbirliği ismiyle teknik adamlıktan öte güvenlik görevlisi olarak bile hiçbir şekilde yan yana gelmemesidir.
Böyle akıp giden bir sezonun sonunda yapılacak en makul şey önümüzdeki sezona bakmaktır haliyle. Bizler aslında her kayıp sezondan sonra önümüzdeki sezona bakıp yine bir sonuç alamadığımızdan önümüzdeki sezona biraz daha az bir hevesle bakacağız. En merak edilen teknik adamlık hususu için M.K. ve türevleri isimlerinin geçmesi yeni sezona bekleyişte büyük bir endişe veriyor bizlere. Yıllardır yönetim kademesinin yapmış olduğu hamlelerden yola çıkarsam önümüzdeki sezon sonu da bir kayıp sezon diyeceğimizden fazla bir şüphem yok. Düşünemezsen amaç koyamazsın, amacın olmadan hedefe gidemezsin. Çok eksik noktamız var ve düzeltebilecek olanlarda şu anda olanlar değil.

26 Nisan 2011 Salı

Ralf’de Kovuldu.


İki sezondur önce Thomas Doll’ün yardımcılığıyla takımımızda tanınan Ralf Zumdick, sezon başlarında Doll’ün kovulmasının ardından görünümde birinci adamlığa yükselmiş ve bu haftaya kadarda takımı idare eden görünümünde olmuştu. Basında her ne kadar istifa etti diye belirtiliyorsa da kendisi Cavcav tarafından kovuldu, yine her ne kadar teknik direktörümüz gibi görünse de bu da şüpheliydi. Yönetime olan sonsuz bağlılığıyla bilinen Mustafa Kaplan’ın takım üzerindeki otoritesi maçlarda, açıklamalarda, son istifa olayında da kendisini belli etti. O bakımdan Ralf Zumdick’in kovulması esasen benim için bir anlam ifade etmemekte. Sadece görünümdeki, birkaç kuruş tazminat için takımın başında bırakılan kendi halindeki Ralf artık yok. Kendisinin takıma ne gibi katkıları oldu diye kısa bir özet geçersem eğer, ilk geldiği zamanlar takım güzel ve modern bir futbol oynamış, ilerleyen zamanlarda düşen futbol belli bir süre mecazi anlamda 60’ların futboluna dönmüş, son zamanlarda ise seçimleri tartışılır olmuştu. Türkiye Kupası’nda yarı finale kalmamız kura gereği zor olmamıştı, zaten biliyorduk buralara kadar geleceğimizi. Ligde kalmamızda zor olmadı, bizden çok diğer adaylar kurtardı bizi. Kısacası Ralf yalandı ve öylede geçti.


Önümüzdeki senaryolar ise şimdiden oluşmaya başladı, zaten biz aynı ezberleri yıllardır yaşayan kulübün taraftarıyız, olanları ve olacakları kovulma üzerine gelen ilk açıklamalarla tahminde edebiliyoruz. Kısa özetlemek gerekirse önümüzdeki yılın planlarına şimdiden başlanmış ki her sezon sonu duyduğumuz şeydir ve bu planları hayata geçirecek 3-4 yerli teknik adam göze kestirilmiş, temas halindeymişiz. Bu açıklamaları Cavcav’ı, Gençlerbirliği’ni, Türk futbolunu, Türk teknik adamlarını ki özellikle bizim alabileceğimiz 3-4 tanesini bilenler yorumlasın, bilmeyenlerde öğrenmesin ki futbola dair pozitifliklerini korusun. Kısaca içinde bulunduğumuz kötü yol daha uzun, iyiye girmek için bir yol ayrımı şart ki bu da ana yol olmalı.

24 Nisan 2011 Pazar

Sezonu Kapattı(m)k.


2010-2011 sezonuna kadro kapasitesini göz önünde bulundurarak büyük iddialarımız olmadan başlamıştık, düşüncelerimiz orta sıralarda yer alan, çok çalışılırsa üst sıraları zorlayan bir takımdı ama daha sezon başında yaşadığımız uzun süreli sakatlıkların kendisini göstermesi, bununla beraber gelen kötü sonuçlar, sezon başındaki hocamız Thomas Doll’un kafasında takımı bitirmesi, her zamanki yanlış yönetim gibi nedenlerden kötü bir sezon geçireceğimiz belli olmuştu ve küme hattında kendimizi bulduk uzun süreler. Ligin bitmesine 4 hafta kala takım için, bizim için lig tamamen bitmiş oldu. Ligin geri kalan bu kısmında maç analizi yapmayıp bu alanda sezonu bitiriyorum. Umarım yeni sezon için güzel şeyler yazabileceğim gelişmeler olur, artık kötü günleri tamamen geride bırakmış oluruz.


Bugünkü maçımızdan kısaca bahsedersem eğer önceki maçlarımıza benzer şekilde yine farklı bir kadro ile karşılaştık. Karşılıklı cılız atakların olduğu karşılaşmanın ilk yarım saatlik bölümünde ciddi hakem hatalarına maruz kaldık, çok net bir penaltımız sarı kartla cezalandırıldı, golümüz Süper Lig’de pek görülmeyen bir şekilde iptal edildi ki görüş açısını engellediği de pozisyona bakılırsa söylenemez, diğer pozisyonlardaki takdir hakları da çoğunlukla aleyhimize oldu. Hakem Suat Arslanboğa, karşı tribündeki yan hakemle birlikte erken teşhiş olarak hakemlikten azledilmeli, futbolun önündeki görülen engeller ikinci şansa bırakılmadan ortadan kaldırılmalı. Maçın ana temasını hakemler oluşturdu diyebiliriz. Yaptığımız hatalar zinciri sonucu yediğimiz golden sonra fazla sayıda net pozisyon kaçırdık, değerlendirdiğimiz bir pozisyonla da beraberlikle bitirmiş olduk maçı. Yine bana göre maçın en önemli olayı ise son 20 dk. lık bölümde az sayıda taraftarımızla yaptığımız protestomuz oldu. Bundan sonraki maçlarımızda da devamının gelmesini bekliyoruz. İyi günde, kötü günde takımın yanındayız ama kötü günleri iyiye çevirmek için uğraşanlardan olmak Gençlerbirliği taraftarlık vazifesidir. Yeni sezona kadar maç analizi dışında önemli gelişmeler olduğunda görüşmek dileğiyle…