22 Ekim 2010 Cuma

Ralf ile Trabzon Deplasmanı


Hafta içinde yollarımızı ayırdığımız Thomas Doll’den boşalan teknik adamlık koltuğuna, o koltuğun yanında oturan isim yani Doll’ün yardımcısı Ralf Zumdick geldi. Bu açıdan baktığımız zaman değişen bir şey olmayacağını söyleyebiliriz belki ama pek çok yardımcı teknik adamın ustalarının oyun sistemini benimsemediği daha fazla görülür. Ralf ile de sonuçlar bakımından aynı olur mu bilinmez ama teknik açıdan bir farklılığa gideceğiz gibi duruyor. Yaptığı basın toplantısında kafasında farklı şeylerin bulunduğunu ve bunu sahaya yansıtmak istediğini ancak sisteminin tam oturması için zaman gerektiğini söyledi. Trabzonspor maçında da bu anlayışla sahaya çıkacağını belirtti ama ipucu vermedi. Kadromuz büyük ihtimalle şu şekilde olacak:


Ralf’in Trabzonspor’un ligdeki konumu ve geçen hafta almış olduğu skordan dolayı bu maçta takımı daha defansif oynatacağını düşünüyorum. Kadromuzdaki isimlerin çoğu teknik kabiliyetten uzak ve form durumları da oldukça kötü. Pozisyon üretme anlamında ciddi sıkıntılarımız var. Bu yüzden benimde düşündüğüm gibi bu kadronun defansif anlayışla oynaması daha uygun duruyor özellikle böylesine bir deplasmanda. Yinede bütün koşulları karşılaştırdığımız zaman rakibin daha ağır bastığını söylemek mümkün. Benim skor tahminim 2-0 kaybedeceğimiz yönünde.


Ralf Zumdick ile de sınırlı kaynaklardan topladığımız bilgilere göre kendisi teknik patronluk konusunda parlak bir geçmişe sahip değil. Bochum’da uzun yıllar yardımcılık yaptıktan sonra 1999’da kendisine birinci adam görevi veriliyor ve Bochum tekrar Bundesliga’ya yükseliyor. Ne var ki bu çıkış büyük bir inişi de beraberinde getiriyor ve aldığı üst üste kötü sonuçlar neticesinde görevine son veriliyor. Bochum’da o sene tekrar alt lige dönüyor. Bu sürede aldığı sonuçlara baktığımızda karşılaşmaları oldukça gollü bitmiş. Buradaki kötü sonuçların ardından Gana’da bir takım ve Gana milli takımını kısa dönem çalıştırdıktan sonra Doll’ün yardımcılığını yaparak kariyerine devam ediyor. Son olarak da kısa süreli olacağını tahmin ettiğim şekilde takımımızın başında. Uzun yıllar sonunda aldığı bu görevde bakalım ne kadar başarılı olacak, bekleyip göreceğiz.

18 Ekim 2010 Pazartesi

Gençlerbirliği’min Doll’lü Günleri


2008-2009 sezonunda ligde kalmayı son 10 dk. başka bir maçtan gelen golle başarabilen takımımız bir sonraki sezon bu utanç verici durumu telafi etmek için çeşitli çalışmalara başlamış ve ilk olarak takımın başına daha önce Türkiye’de denenmemiş, Almanya’da Hamburg ve Borussia Dortmund gibi takımlarda çalışıp belli bir kariyer yapmış Thomas Doll’ü getirmişti. Biz taraftarlar olarak bu durumdan memnunduk çünkü hocanın en azından belli bir kariyeri vardı ve Alman olmasından dolayı yönetimin her dediğine kafa sallayacağını düşünmemiştik. Hocaya ilk geldiği sene elde kalan futbolculardan ve düşen Hacettepe’nin sivrilen oyuncularından oluşan oldukça kalabalık bir kadro verilmiş ve ciddi bir transferde yapılmamıştı. Bu döneme hem yönetim hem de Doll “Geçiş Dönemi” diye bir adlandırma yapmış ve bir sonraki sezona hazırlandıklarını söylemişlerdi. Tabi bu sözün kaynağının yönetim olduğunu anlamak zor değil, elde kalan o kadar çok futbolcuyu elden çıkartamamaları şişkin kadroya neden oldu ve bunu eritmek için bir seneyi feda ettiler. O sene başka bir Anadolu takımı şampiyon olurken bizim o sezonla ilgili hedefimiz bile yoktu.


Doll ile işte bu bilgiler ışığında bir sezona başlıyorduk. Bu sezonu da ilk ve ikinci yarı olmak üzere ayırmak gerekiyor. Başlangıçta Doll’ün öncelikle yapmaya çalıştığı takımın ideal 11’ini belirlemek ve takım savunma anlayışını oturtmak oldu. Takımın ilk 7 hafta yenilmediği dönemde dikkat çeken husus kadronun sabit oluşu ve mecbur kalmadıkça isimlerin değişmemesiydi. Taraftarlar olarak Doll’ü oldukça sevmiştik, oyun yapımız belliydi, her maç mücadele ediyorduk, rakiple en kötü başa baş gidiyorduk. Bu haftalardan itibaren takımda isim konusunda değişikliklere gitmeye başlayarak diğer futbolcuları da kullanmaya başladı ancak bize yarar sağladığı söylenemez o isimlerin. Yinede aynı sistem üzerinde devam ederek oyun anlayışını bozmamıştı. İlk yarıyı böyle kapattık ve transferlerle atak yapabileceğimizi düşündük ancak transfer bizimde Doll’ün de istediği gibi gerçekleşmedi. İkinci yarıya geçtiğimizde Doll eski halini iyiden iyiye kaybetmeye başlamıştı. İki hafta üst üste aynı kadroyu göremez olduk, oyun olarak da oldukça düşüşler vardı takım üzerinde. Zaten kafa olarak da sezonu erken bitirmiştik. Böyle olunca lig sonu geldiğinde 10. sırada kendimize yer bulduk ve yeni sezonu düşünmeye başladık.

Bu sezona başlarken Doll ve yönetim oldukça iddialı konuşmalar yapıyordu. Öncelikle Doll geçen sezon ilk 11’de oldukça yer bulmuş takımın kaptanı da dahil olmak üzere 8 oyuncuyla yolların ayrılmasını istemiş ve sözleşme uzatılmamıştı. Yeni katılan oyuncu sayısı ise 14’tü. Aslında bu açıdan bakınca Doll’ün ilk geldiği sezondan fazla farklı olmadığı görülüyor kadro yapısının. Ancak Doll en azından takımı ve ligi artık tanıyordu. Bende dahil az sayıda taraftar hiç umutlu olmamıza rağmen genel kesim takımın bu sene iyi işler başarabileceğini düşünüyordu. Yönetim transfer sezonunun bitmesine yaklaşık 2 ay kala transferleri bitirdiğini söylemiş ve kadronun çok iyi olduğunu belirtmişti. Ancak sezon başlamasına 1 hafta kala Doll ilginç bir açıklama yaparak futbolcularının çoğunun kendi haberi dışında alındığını ve orta saha ile forvete transfer istediğini belirtmişti. Bu tip istekler bizim kulüpte hoş karşılanmaz ve teknik adam değişikliğinin sinyali olur. Doll’e az kalan transfer süresi içinde Avustralya’dan forvet Smeltz getirilmişti ama orta sahaya adam alınmamıştı. Transferlerden sakatlarda çok olunca ve yanlış seçimler, yanlış değişikliklerle maçlar oynanmaya başlanınca maalesef bu sezon çok vasat bir görüntü sergilemeye başladık ve son olarak Thomas Doll’le ayrıldığımız haberi geldi. Bu haberi bekliyorduk, zaten Doll’ün kendisinin de belirttiği gibi kuyusunu kazmaya çalışan teknik adamlar vardı arkasında onu bekleyen. Bunların en önemlisi de her hafta maçlarımızı kaçırmadığı söylenen Giray Bulak. Kendisi uzun süren işsizliğini sonlandırmak için kapı kapı dolaşmaya bizim kulüpten başlamış bile.

Thomas Doll ülkenin futbol sorunları hakkında yaptığı açıklamalarla dikkat çeken ve sevilen bir adam olmuştu futbol camiasında. İfade olarak güzeldi açıklamaları ama uygulama bakımından kendisini öne çıkartan fazla bir faaliyeti olmadı bizde kaldığı süre içerisinde. Takıma ne kattı diye düşünürsek ciddi bir sonuca da ulaşamayız. Kendisinin bundan sonraki kariyerinde başarılar dilemekten başka diyecek bir şeyde yok fazla. Şimdi önümüzdeki yeni süreçte bizim ne yapacağımıza değinirsek belirttiğim gibi Giray Bulak bu iş için oldukça istekli bir hoca. Bunun dışında Eskişehir’den ayrılan Rıza Çalımbay, yardımcı antrenör Serdar Dayat, Sivas’dan gönderilmesi gündemde olan Mesut Bakkal ve bunun gibi boşta olan diğer tüm gezgin hocalar bir alternatif bizim için. Ancak bunların hepside fazlasıyla kötü alternatifler. Yani arasında tercih yapmak için hepsinin ismi bir torbaya atılıp rastgele biri bile çekilebilir, çünkü takıma katacaklarından çok katamayacaklarının hesaplanacağı hocalar oldukları aşikar. Thomas Doll gelmeden önce hoca tercihleri için benim alternatiflerim Ersun Yanal veya Doll gibi denenmemiş ama kariyere sahip bir hocaydı. O zamanlar doğru tercih yapıp Doll’ü getirmiştik ve bu muhtemel isimlerin en iyisinin yapacağı kadar doğru şeyler yapmıştı hoca. Şimdi bize benzer takımlarda daha önce çalışmış ve belli bir başarı sağlayamamış bu isimleri takımın başına getirmek zaman kaybından başka bir şey olmaz diye düşünüyorum. Acele karar vermeden zor bir ihtimal olan bu seçenekleri kullanmak bize daha fazla yarar sağlayacaktır ileriki dönemlerde. Yönetimin bu alternatifi değerlendirebileceğini düşünmesi çok zor ama doğru olan bana göre bu. Aslında neden Doll’ü getirdik diye bir sorsalar kendilerine yine çareyi burada bulamayacaklarını görebilirler çünkü o zamanda bu isimler gibi boşta hoca çoktu. Şimdilik bekliyoruz kim çıkacak bu süreç sonunda diye, umarım bize getirisi çok olan birisi olur.